21 Kasım 2008 Cuma 14:54  Cezalara Kızdı Motosikletini Yaktı 18:23  Oto alıcı ve satıcılar dikkat 18:22  AKP li Başkan Binboğa hizmetlerini anlattı 18:21  1 haftada dördüncü indirim 15:44  Osmaniye de Feci Kaza 17:25  Amatör kümede 7. hafta durumu 17:23  Çukurova da Uzman kadrosu genişliyor 17:22  Zorkun Yolunda İnceleme 02:00   Güvercinler Boy Gösterdi 01:59  Kriz kurbanlık fiyatlarına yaramadı 01:58  
 Çok Okunanlar
 Çiftçiye Mazot ve Gübre Desteği Verilecek
 Çok Yorumlananlar
 Kapari Kanı temizleyen şöhretsiz bitki

website counter
YARGITAY IN SOSYAL ŞİDDET ANLAYIŞI
Başörtüsünde aile ile toplumu birbirine karıştıran karar.

Gülay GÖKTÜRK yazdı...


 


Ya “başını aç” derse?



Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, daha önce yerel mahkeme tarafından verilen kararı bozarak, kocanın karısına başını örtmesi için baskı yapmasını “sosyal şiddet” sayarak boşanma sebebi saydı.


Adamın yaptığı baskıya neden sosyal şiddet dendiğini anlayamadım. Ortada iki kişi var ve biri diğerine bireysel baskı yapıyor; bu baskı psikolojik olabilir, ekonomik olabilir, hatta fiziksel olabilir ama sonuçta bireyseldir.



Toplumu işin içine katmanın mantığı ne?


Her neyse, kararı elbette desteklemek gerekir. Bir evlilik içinde, bu olaydaki gibi yaşam tarzına ilişkin çelişkiler ortaya çıktığında, taraflar öncelikle birbirlerini iknaya ve uzlaşmaya çalışırlar. Ama uzlaşma mümkün değilse, çözüm birinin diğerine istediğini baskıyla yaptırması değil, evliliğin bitmesi olur.


 


Buraya kadar her şey normal…


Ama kararın gerekçelendirilişinde kullanılan bir cümle var ki, doğrusu bir çuval inciri berbat ediyor: “Kocanın karısını çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye zorlaması”…


 


Bu cümleden anlıyoruz ki, Mahkeme, eşlerden biri diğerine belli bir kıyafet biçimini – nasıl bir kıyafet olursa olsun- zorladığı için değil, “çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye” zorladığı için boşanmaya karar vermiş.



Bu ifadeye göre koca karısına başını aç diye baskı yapsa, mahkeme aynı kararı almayacak. Oysa, koca “aç” dese de “ört” dese de baskı aynı baskıdır ve boşanma sebebi olacaksa her iki durumda da olması gerekir. Ama mahkeme kararı öyle demiyor. “Kocanın karısını çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye zorlaması” ifadesini özellikle kullanıyor.


 


Çünkü mahkeme yaşam tarzları arasında taraf tutuyor. Birini iyi, birini kötü görüyor ve kadını kötü olandan korumaya çalışıyor. Oysa mahkemeler kendilerine göre iyi-kötü; çağdaş- çağdışı gibi tarifler yapıp böyle sübjektif tanımlar üzerinden kararlar alamazlar. Onlar için sadece suç olan ve olmayan vardır. Tek tek heyet üyelerinin başörtüsü konusundaki düşünceleri ne olursa olsun, heyet olarak, farklı yaşam biçimlerine eşit mesafede durmaları gerekir.


 


Bir an için heyetin bakış açısından baksak ve baş örtmeyi çağdışı saysak bile, yasalarımıza göre çağdışı olmak da suç değildir; insanların çağdışı olma gibi bir hakları vardır ve mahkemeler onların bu hakkını korumakla yükümlüdür.


 


Kaldı ki, mahkeme kararını bir çağdaşlık tanımına dayandırmakla, bundan sonrası için de içinden çıkılmaz sorunlara yol açmış oluyor.


 


Düşünün, yarın öbürgün bir kadın “eşim benim üstsüz denize girmeme izin vermiyor, baskı yapıyor” diye boşanma davası açsa ve bu kararı emsal gösterse, dilekçesinde de uzun uzun üstsüz denize girmenin mayolu girmekten daha çağdaş bir tarz olduğunu iddia etse ne olacak?



Öyle ya; “çağdaş”ın da “çağdaş”ı var!


Acaba mahkemelerimiz aile içindeki giyim kuşam kavgalarında “çağdaşlık” çıtasını nereye koyacak? Üstsüz mayo ya da mini etek, ya da askılı elbiseye izin vermeyen kocayı da “çağdaş kıyafetlere aykırı giyinmeye zorlamakla” mı suçlayacak; yoksa “Yok artık deve!” mi diyecek?



Türkiye’de çok sayıda kadının kendi iradesi dışında – baba, koca ya da erkek kardeş baskısıyla- örtünmek zorunda kaldığını biliyoruz. Ama aynı zamanda, çok sayıda kadının yine kendi iradesi dışında -devlet baskısıyla - başını açmak zorunda kaldığını da biliyoruz.


 


Aslında birbirinin zıddı gibi görünse de sorunun kaynağı aynı. Baskıcı baba- koca da, devlet de kadını bağımsız ve yetkin bir birey olarak algılamayı bir türlü beceremiyor. Her ikisi de kadını kendisi için neyin doğru olduğuna kendi başına karar verme yeteneği olmayan, hayat boyu rüştünü ispat edemeyen “çocuk-insan” olarak görmekte ısrar ediyor. Baba ya da koca onu “toplumdaki kötülüklerden korumak ve dinini daha iyi yaşamasını sağlamak için” başını örtmeye zorluyor; devlet de önce başını örten bütün kadınların bunu ailedeki erkeklerin baskısıyla yaptığı gibi bir varsayım üretip sonra da onları bu baskıdan kurtarmaya, zorla “çağdaşlaştırmaya” soyunuyor.


Bu arada olan, her durumda bireysel iradesi hiçe sayılan kadınlara oluyor.


Bugun




07:55:00
21 Kasim 2008
Bu haber  92  kere okundu Yazıcıya Yolla
YORUMLAR
Bu Habere Yorumunuzu Ekleyin
İsim
E-posta
Başlık
Yorum
       Tüm alanlari doldurmaniz gerekmektedir
Döviz Kurları
  Alış Satış
$ Dolar 1.6956 1.7038
Euro 2.1236 2.1338
Untitled Document
  
OSMANIYE
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
osmaniye , radyolar , dinle ,canlı, müzik , soutcast
 Videolu Haberler
 Çakma iPhone u izleyin - VİDEO  Romanya Türk okulunu konuşuyor
 Savaş bir köyü böyle yıktı
 Olimpiyata muhteşem açılış / VİDEO
 Başbakan dan Sana Bana Ve Ülkeme Dair
 Psikiyatristleri kızdıran reklam
 İşte Türkiye nin ATAK ı
 Başbakana Bak Nasıl zıplıyor
 Milli Anneler Reklam Filminde
 Her jaguarın eti yenmez
 Çin depremle çöktü: 3-5 bin ölü
Yazarlarimiz
Prof.Dr. M.Esad Coşan
ZARİF BİR DİNÎ HİKÂYE
Atilla KAYA Genel Cerrahi Sağlık
Hemoroid tedavi şekilleri
Hasan Demir
Günahları İmha Etmek
Hasan KIZMAZ BİLİŞİM
Numaranızı nasıl taşırsınız?
Sedat Sert
Yuva
Halil KIDIK Doğal Yaşam
Bir kaşığı bile sağlığınız için yeterli
Iletisim   |   Künye   |   Anasayfam yap   |   Sik Kullanilanlara Ekle
Osmaniye Portal.com 2006
Optimizasyon IE 5+ ve FF1+[ 1024 x 768 ] &
Sitede verilmis baglantilarin içeriklerinden sadece site sahipleri; yazilan yazilardan ise sadece yazarlari sorumludur.