İMANI SEVDİREN ALLAH’TIR
İnsan, Allah'ın bütün alemlere rahmeti olan Kur’an’dan bihaber şekilde yaşarsa, Rabbini gerçek anlamda asla tanıyamaz ve dünyadaki var oluş amacını anlayamaz. Canlı cansız bütün alemi içine alan yaratılışın hikmetlerini aklına dahi getiremez. Yaşamın, ölümün, ahiretin, cennet ve cehennemin gerçekliğini kavrayamaz. Allah’ın kalbine iman yerleştirdiği insan, tüm cevapları bulabilirken, gerçekleri göremeyen kişilerin ise, cevapları bir yana, bu önemli sorulardan bile haberleri yoktur.
…Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler. (Yunus Suresi, 92)
Ancak Yüce Allah Kendisi'ne inanmayan ve gerçeklerden habersiz olan insanın kalbini çevirerek samimi bir duruma döndürebilir. Rabbinden uzak, dine ilişkin olumsuz düşünceler içindeki bir insan olumlu düşünmeye, daha önce O'nun buyruklarını göz ardı etmekte iken Allah’ın dilemesiyle bunları dikkatle uygulamaya başlayabilir.
Allah'ın varlığının, katından rahmetiyle sunduğu eşsiz güzelliklerin, korumasının, merhametinin farkında bile değilken, artık bunların bilincine varır. Sanki derin bir uykudan uyanmış gibi, sürekli Rabb’ini anmaya ve şükretmeye başlar. Çünkü, “Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır.” (Hucurat Suresi, 7) ayetiyle haber verildiği üzere, Allah mümin kulunun kalbine imanı yerleştirir, onu inkardan isyandan ve tüm kötülüklerden uzak tutar.
“Allah'ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur...” (Yunus Suresi, 100) hükmü gereği iman etmek ancak Allah’ın dilemesiyledir; dilediği anda da geri alabilir. Allah'ın ayetleri karşında kalbi yatışan ve yumuşayan insan, vicdanına kulak verir, Allah'a teslim olur ve tertemiz, samimi bir imana kavuşur.
İman etmeyenler ise çevrelerindeki sayısız ayeti göremezler. “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.” (Yusuf Suresi, 105) ayetindeki gibi Allah'ın varlığının apaçık kanıtlarından gaflettedirler. Bu duyarsızlıklarının nedeni ise, inkarcıların kalpleri üzerinde kavramalarını engelleyen perdenin bulunmasıdır. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar. (Kehf Suresi, 57)
Bazen anlatılan gerçekleri kavrayamadıklarını inkar edenler kendileri de itiraf ederler. Kur’an’da bir kıssada Hz. Şuayb'a "…Senin söylediklerinin çoğunu biz kavrayıp anlamıyoruz..." (Hud Suresi, 91) diyerek itirafta bulunan inkarcılar buna bir örnektir.
Kalbi üzerinde perde olan ve bu nedenle şuursuz yaşayan kişiyi ise Allah'ın dilemesi dışında doğru yola çevirmek mümkün değildir:
Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa- sen mi duyuracaksın? Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın? (Yunus Suresi, 42-43)
Onlardan kimi gelip seni dinler. Nitekim yanından çıkıp-gittikleri zaman, ilim verilenlere derler ki: "O biraz önce ne söyledi?" İşte onlar; Allah, onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva (istek ve tutku)larına uymuşlardır. (Muhammed Suresi, 16)
Allah, samimi olan, gönülden imanı dileyen ve Kendisi'ne yol arayan kulunun kalbini yumuşatır, kalbine imanı, Allah aşkını ve diğer müminlere karşı sevgiyi yerleştirir. Samimiyetsiz kimsenin de kalbini çevirerek, imandan geri döndürür. O dilediği kulunun kalbini dilediği anda çevirmeye gücü yetendir. O'nun çevirdiği kalbi tekrar geri döndürmeye ise güç yetirecek yoktur.
De ki: "Düşündünüz mü hiç; eğer Allah sizin işitmenizi ve görmenizi alıverir ve kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah'tan başka getirebilecek ilah kimdir?" Bak, biz nasıl ayetleri 'çeşitli biçimlerde açıklıyoruz da' sonra onlar (yine) sırt çevirip-engelliyorlar? (En'am Suresi, 46)
Onlar, Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir. (Nahl Suresi, 108)
Yapmamız gereken, Rabb’imizle bağlantımızı kesintiye uğratmamak, Allah’ın sonsuz kudreti karşısında aczimizi görmek, ayaklarımızı sağlam kılıp kalbimize imanı raptedecek gücü vermesini istemek, için için dua etmektir:
"Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen." (Al-i İmran Suresi, 8)